YAZMIŞ BULUNDUM

blog'a geri dön

26 yorum var - 23 Haziran 2008 22:56

Yazmak için hep bir bahane aradım. Bir şarkı duyup ya da bir kitabın öyküsüne kapılıp, kim bilir belki de bir filmin büyüsünde veyahut da şahit olduğum bir olayın sıradan görünen ilginçliğinde yazma isteği buldum…..
Elime kalemi aldığımda zorlanmadım hiç.. Aralıkları doğru seçtiğimde kelime krizlerine girmedim…
Ama mutlaka bir şarkıydı beni koparan çevremden.. Çevreyi dinlerken yazamazsın, en fazla izlersin bir süre sonra tıkayıp kulağını dış dünyaya, sende dillendirdiği sese kulak verirsin..
Kafiyeye takıldım, itiraf ediyorum bazen gereğinden çok.. Çarkına yandığım dünyanın dişlerine takılmadan bir halk ozanı edasıyla dökeyim dedim görüp de dikkat etmediklerimizi satırlarıma..
Beceremedim çoğu zaman.. Sıradanlaştım…
Tutarsız paragraflar, niyetsiz dizeler yazdım..
Eksiklik vardı ama neydi bulamadım… Bendeki, bana ait eksiği başkası belki görür sandım..
Gözlerimiz sadece şekil hatalarına takıldı..Takıldı gözlerimiz ve hep şekilde kaldı…

Şimdi oturmuş bir ağaç dibinde neyi kime anlatıyorum tasası taşımadan konuşuyorum kendi kendimle…. Ağaca tünemiş güvercinin yanı başıma pislemesini umursamadan…En rahat anlarımı bir güvercinin pisliği yüzünden heba edemeyecek kadar çok seviyorum yazmayı…
Çünkü her mevsim kabızlığı gidermenin tek yolu bu ve ben ez fazla 3 günde bir kabız olurum..

kayısıyı da dene:))

chatart  24 Haziran 2008 00:13  

yazma kabızlığı kayısıyla çözülmüyor be chatart :)

houseofholy  24 Haziran 2008 00:16  

3güne bir yazı kabızlık sayılmaz:)

chatart  24 Haziran 2008 00:18  

deniyorum chatart, inan herşeyi deniyorum :/

houseofholy  24 Haziran 2008 00:25  

iyi şeyler deniyorsun bence:))

chatart  24 Haziran 2008 00:29  

sağol chatart :))

houseofholy  24 Haziran 2008 00:41  

bir şeyi anlatmayı başardığını düşündüğünde bile aslında anlatamadığını da düşüneceğin için bir kendiliğindenliğe bırak elini ki bazen bir şeyi anlatmayı beceremeyişinin kendisinde bir anlatı vardır.

engelskirchen  24 Haziran 2008 01:19  

Bana bir masal anlat Houseofholy:)

minnie mouse  24 Haziran 2008 01:21  

holy hanım bir masaL da ben rica edeceğim...

elestirel  24 Haziran 2008 01:23  

bütün masallar kurban olsun size,
1001 değil 100001 gece masal olsa gene yetmez anlatmaya..

houseofholy  24 Haziran 2008 01:27  

holy hanım sen her gece kafa çek, valla harbi iyi oluyo bööle..:/

elestirel  24 Haziran 2008 01:29  

yazmak için hiç bahane aramadım... aksine, yaşadıklarım ve hissettiklerim beni yazmaya zorladı....

depresifik  24 Haziran 2008 01:35  

bence de iyi oluyor :)

houseofholy  24 Haziran 2008 01:40  

Öncelikle hemen belirteyim ki "yazma kabızlığına" çare olarak -yukarıdaki arkadaş gibi- "lifli gıdalar" önermeyeceğim. ;)

Bana göre, yazmak için öncelikle "neden yazmak istediğine" karar vermelisin. Misal; sıkıntılarını kağıda döküp onlardan biraz olsun uzaklaşabilmek için mi, yoksa herkese hitap edecek, beğenisini kazanacak yani "sırf okunmak için yazılmış" bir şeyler karalamak için mi? Demek istediğim; sendeki "yazmak" isteğinin hangi sebepten kaynaklandığını bulmalısın önce. Bulduğunda inan ki güvercin dışkısı bile sana ilham verecektir...

ian  24 Haziran 2008 02:45  

bence sen herşeyi yeteri kadar güzel ifade eden bir kaleme sahipsin....

ilkim90  24 Haziran 2008 03:19  

ayrıca ian güvercin dışkısı olayına kesinlikle katılıyorum...yazmak öyle bir bağımlılık ki bazen renkleri bazende renksizlikleri yazacak kadar..bazen kalemimiz boyun eğer hayata bazende hayat boyun eğmek zorundadır kalemimize...daha yazacak ne çok şeyim var kendi adıma...

ilkim90  24 Haziran 2008 03:25  

Seni hiç birşey durduramaz Holy cim.

Tatar Ramize  24 Haziran 2008 12:28  

bi kutu activia şekerim komşu tavsiyesi

Gamorra  24 Haziran 2008 12:36  

ne duruyoruz ne de duruluyoruz ramize..
öyle karmakarışık haller içindeyiz..

houseofholy  24 Haziran 2008 12:37  

sarı gazoz ve kremalı bisküvi
bundan çok zaman önce değildi
ali bakkalın köşesindeki keyif saatleri
ablamda bizimle otururdu muratta onun abiside
kuzenim savaşla onun kardeşide bizimle
plastik ucuz bi topla oynardık gazozdan sonra
ve her öğlen uyku için giderdik evlere
çocuklar ancak uyuyarak büyebilirlerdi
annemin mis kokusu ve babamın simsiyah elleri
babam ne kadar yorulursa yorulsun ihmal etmezdi
bizizmle oynamayı işçi babam hep yorgundu
şimdi verdikleri emeklerin hepsini karşıladık
yüzlerce insanı idare ediyoruz ekmek veriyoruz
ama büyüyünce onları kaybedeceğimi aklım erseydi
hiç yatmazdım öğlen uykularına hiç kapamazdım gözlerimi
hep küçük kalmak için dua ederdim ali bakkalın önünde
babam sarı gazoz içerken gelip beni sevsin diye...

kanlordu  24 Haziran 2008 13:03  

nasıl da kalmışız büyülü anlarda..
zamanında kıymetini bilmediğimiz,
bazı bazı şikayet bile ettiğimiz o anlar,
ne de kıymetliymiş oysa..
bir gazozun, bisküvinin hatırası bile,
ne de çok öykü biriktirmiş bizde..

houseofholy  24 Haziran 2008 13:11  

İçinde bişey yazacağım eksik kalacak en iyi cevabım şu olsa gerek ... Hayran olduğum şairimden gelsin ...

bir çocuğun düşüyüm ben
büyülü yaz akşamları
ben üflerim mızıka söyler
sesimiz tutar sokakları

ılık bir ses taşırım yorulmadan
sonsuz özlemler büyütürüm yarına
ben mızıka çalarım
siz onu duymasanız da
mızıkamın içindedir yaşam

kardeşler ben çalayım siz görün
nasıl geçilir kiraz rengi sokaklar
soluk soluğa yeni aşklarla
yorulmaz yaşlı bir yürek bile
gülüşler ona akar da

ben mızıka çalmazsam
ne özlemleriniz olur ne ayrılıklarınız
yalnız bir yıldız gibi boşluğa
düşer yaşlı dünyanız

bir çocuğun düşüyüm ben
mızıkamın sesi yeryüzüne değer
uyurum uyanırım hep aynı şarkı
ne sesim eksilir ne umut biter.

Ercestbeau  25 Haziran 2008 13:24  

sağolasın ercestbeau, senin sevdiğin şairi elbette ben de severim :)

houseofholy  26 Haziran 2008 01:16  

aklıma nedense bir kitap geldi...
tüm hastalıkların psikolojik açıklaması olduğunu ve kendi kendine iyileşebleceğimizi söyleyen bir kitap okumuştum fi tarihinde... adı aklımda kalmadı ama ne zaman bir yerim ağrısa acaba neyi kendime sorun yapıyorum diye yine de bir düşünürüm... hatırladığım kadarıyla kitaptaki bazı hastalıkların karşılığı:

bel ağrısı, bel fıtığı, sırt ve omuz ağrısı = hayatın yükünü kaldırmak istememe, ekonomik zorluklardan yılma ve bunların çözümünü başkalarından bekleme

diş ağrısı= birisine gizliden gizliye kin tutma, affedememe

baş ağrısı = bulunmak istemediğiniz bir ortamda ya da durumda bulunmak

kabızlık = tutucu olma, disiplin, prensip vsden ödün vermeme

aşırı kilo alma= kendini korumaya alma, korunma ihtiyacı

....
daha çok şey vardı ama aklımda kalanlar bunlar...

bilemiyorum doğru mudur... kendi kendimizi hasta edecek kadar hasta olablir miyiz? :D:D:D

TeNeBRa  07 Temmuz 2008 22:10  

bu mümkün tenebra,
insan psikolojisi bedeni tamamen etkiliyor ve pekçok sorunun aslında sadece psikolojik olduğuna ben inanıyorum..

houseofholy  08 Temmuz 2008 02:19  
bu yazıya puanı basanlar: