YAZMIŞ BULUNDUM21 yorum var - 3 gün önceŞimdi ben diyorum ki müsait olduğum ilk zamanda kendimle anlamsız bir muhabbete girsem ve yerden yere vursam beni.. bir beni vursam yere bir de kendimi.. Şimdi ben diyorum ki şöyle müsait bir anda ılık bir ananın kucağına atıversem kendimi…. Şimdi ben diyorum ki tüm saatleri atsam bir kenara ama zarar vermeden, kırmadan atıversem hepsini.. Şimdi ben diyorum ki müsait bir zamanda, öyle sıradan bir akşamüstü bir mezarlığın önünden gözlerimi kapayıp geçmeli…. Şimdi ben diyorum ki hayat, müsait anlardan ibaret olabilmeli… 6 yorum var - 20 Ağustos 2008 19:48Çökerken imparatorluğun ihtişamı öfke günceleri yazarmış bir adam, 20 yorum var - 19 Temmuz 2008 20:55Hiç anlamadığı bir dilden konuşuyordu adam, okuyamıyordu dudaklarını Nora, zaten anlasa da anlatamıyordu.. sadece dudaklarına bakardı insanların ama ondan da önce gözlere. Söylenenler duyulmadığında gözlere bakmak gerek..gözler ele verir mi duyguları? Nora gülümsedi..adam bundan cesaret alarak konuşmaya devam etti, gülümseyişinden mutlak bir anlam çıkarmış olmalıydı…..elini kaldırdı Nora, dudaklarına götürdü, işaret parmağını burnunun ucundan yavaşça dudaklarına doğru kaydırdı ve iki dudağının arasında son verdi bu küçük gezintiye. hafifçe salladı parmağını sağa sola.. Adamın yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce daha net anlatması gerektiğini anladı. Cebinden bir kağıt çıkarıp Çantasından defterini çıkardı ve aceleci hamlelerle yazmaya başladı.. yazdığı her sayfayı defterden koparıp yere atıyor, sonra bir diğerine yazmaya başlıyordu.. rüzgar yoktu, her sayfa oturduğu bankın önünde birikiyordu.. yerdeki sayfalar çoğaldıkça nora’nın sakinleşmesi gerekti ama olmuyordu.. “ben dilsizim bayım” Kızgındı uzun zamandır, soluksuzdu, utanıyor ve artık şaşırmıyordu..ayağa kalkıp çevresine bakındı..tekmeler savurdu sayfalara..attığı hiçbir tekmenin muhatabı yoktu, nefretini yönelteceği kimse de..gözlerine sahip olmalıydı ve de aklına..çantasını alıp evine doğru yürümeye başladı.. Boştu bank, sayfalar vardı yerde, sayfaların üstünde ise çamurlu ayak izleri..kağıt getirmişti adam sayfalarca kağıt, anlatmak için Nora’ya… onu hep bu bankta gördüğünü.. hapisten çıktığı günden beri Nora’yı bu bankta izlediğini… onu sevdiğini…. Ertesi gün Nora şehrin başka bir bankına göç etti, kimsenin onu bakışlarıyla bir süre de olsa rahatsız edemeyeceği başka bir banka.. Adam bekledi Norayı ertesi gün, bir sonraki gün ve sonraki birkaç gün.. 18 yorum var - 11 Temmuz 2008 21:43Kurgusu size ait çünkü öykü yok, ilişkinin bir geçmişi de..ortadan başlayıp sonlanmadan bitirildi ya da yarım kaldı..kadınla erkeğin bitmeyen kavgasına dair ya da sadece insana.. Çığlıklarla bezenmiş yine de sıradan olma çabasında bir gece.. nereden geldiği belli olmayan acı çığlıklar.. bir bebeğin ağlayışını ayırt etti kadın yarı çıplak halde bulunduğu yatakta.. yüzünü yastığa gömdü, nefes alışları hırıltıya dönüşmüştü şimdi; belli aralıklarla tekrar eden keskin hırıltılar.. adam ise hala pencereden dışarıyı seyretmekteydi sırtı odaya dönük, kadının dünyasına dönük.. - Gene o sesi mi duydun? Sokakta bir fahişenin belalısıyla kavgasına şahit olur adam.. yine aynı fahişe, yine aynı adam ve bildik bir kavga..gece hala bilindik olma kaygısı taşımakta.. - Karşı oteldeki fahişe.. kavga ediyor her zamanki gibi. Kadın yataktan kalkıp giyinmeye başlar.. - erken değil mi? Adama hiç dokunmadan küçücük ruhsuz bir öpücük kondurur kadın, tam alt dudağına..adam ellerini ceplerine sokar, taksinin ardından kısa bir sure baktıktan sonra bir sigara yakar ve başka bir taksiye durması çin işaret yapar. Hayatta olağanüstü olaylar pek görülmez. Vedalar kısadır ve ilişkiler dramatik şekilde sonlanmaz. Başlar ve biter. Yaşananlar kar kalır yanınızda ve yaşanmayanlar hep aklınızda.. nihayet engels dileğine kavuştu.. engels'e.. 43 yorum var - 06 Temmuz 2008 18:41Sabaha karşı tam uykuya dalmak üzereyken beynime giren dayanılmaz sancılardan sonra kimliksiz onlarca cümle doğurdum.. ardarda doğdular yine de hiçbiri birbirine benzemiyordu.. hemşire üstlerindeki kanları çabucak temizledi ve hepsini bir anda kucağıma verdi.. Bedeni kıpırdamayan sadece gözlerini hareket ettirebilen bir felçlinin şaşkın bakışlarına sahiptim çünkü hepsi de yaşıyordu ve o kadar canlıydılar ki heyecandan duvara yaslandım.. istemiyorum dedim korkuyla.. gün içinde uğradığım sayısız zihinsel tecavüzün ürünüydü onlar… Yine de anne olmak güzel olmalıydı.. Bir anda yataktan fırladım, benim olmayan duyguları nüfusuma geçirmemdi istedikleri.. Elime geçirdiğim ilk nesneyi kapının camına fırlattım, kırıkların yerde dağılışını izledim.. Bunun adı korku olmalıydı; kendinden, doğurganlığından, heyecanından hatta soluğundan.. Yatakta beni bekleyen yarı kanlı her bir cümleyi görmek istiyordum şimdi; bir hamlede hepsini kucağıma alıp, cinsiyetlerine bakmadan onlara isim vermek; büyüdüklerinde hepsini bir tımarhaneye kapatıp her ayın ilk perşembesinde mor çiçeklerle ziyaretlerine gitmekti tek isteğim artık. Olmadı, mor çiçekler çok pahalıydı ve ben perşembeleri çalışmak zorundaydım. gebereotu bu mor yazı senin renkli dünyana yazıldı... 34 yorum var - 02 Temmuz 2008 23:16Taş plak dinlermiş gibiyim, hışırtılar arasında Ayten Alpman söylüyor: “kim bilir kim var yanında?” Sonra yine kendisi cevap veriyor: “o giderse bile ben varım yanında.” Ne var sanki, yalansa yalan.. Söz verdimi bir kere tutmak gerek; zaten sözden başka neyimiz var ki verilecek…Belki bir selam, 3-5 kuruş da borç.. Şimdi ödüyorum borcumu cümlelerle, tutuyorum bak sözümü.. Saatlerin güneşle belirlendiği, zamanın ışığa muhtaç olduğu; yakın sayılabilecek ama her daim uzak kalacak; el değmemiş ama fazlaca dolu insanla; iç içe ama içi hep dışıyla dolu; yüz yüze ama yüzü hep gökyüzüne doğru.. Bugün Simone de Beauvoir’ı gördüm otobüste. Anlatacaklarım vardı ona ama başını kaldırmadı sayfalardan.. Neyse dedim, zaten ben de otobüse hiç binmemiştim… Duvarda çikolata lekesi vardı, kokladım gerçekten de çikolataydı ama ben bugün hiç çikolata yememiştim.. Tanımıyorum seni..Kimin çocuğusun sen, kimin annesi.. Okudukların sadece yankı yapıyor kulağında biliyorum…İstersen devam etme okumaya ama seni temin ederim bunlar anlamsız değil sadece parçalanmış paragraflar… Yeni bir yüzyılın eşiğinde katıldığımız her şiir yarışmasında ikinci olmak kaderimiz…Tüh be yine ucundan kaçırdık.. Kadınlar vardı bir zamanlar, öylesine kırılgan, öylesine ağlamaklı; yarı açık göğüsleri gökyüzüne doğru sarkmış.. Sevgi değil istikrardı aradığımız…Evli kalmaya, inançlı olmaya, iyilik dilenmeye, beklemeye devam etmektir istikrar… Bir öpücüğün veremediği her şeydir istikrar… “Benim kalbim bir kerhaneden daha çok odaya sahip, ricardo”. Hayatımdan uzak durun, dokunmayın, her yerim kırılıyor.. Yaşlı insanlar aşk mektupları yazmaz, evlenmez sadece kırılır… Gençler de mektup yazmaz, ama onlar kırılmaz sadece dokunur.. Koklama sakın, bugün kırılmış bir kadın gibi kokuyorum ve bu koku geçmeyecek uzunca bir süre.. Minnie mouse’a 72 yorum var - 27 Haziran 2008 18:50Yan yana yürüyen insanların beden ve hareketlerindeki paralelliğe dikkat ettiniz mi hiç? Anlaşılmaz bir sancıyla açarsın gözünü güne.. Kıvranırsın olduğun yerde…. Midende değil sinir hücrelerindedir sancı… Tavana bakarsın uzunca bir süre ve tavan yavaşça alçalır üzerine doğru…. Her göz kırpışında biraz daha yakınlaştığını hissedersin ama bir tek bu yakınlaşma korku vermez sana…. Duvarlarda garip şekilli karartılar belirir…Hastasına vereceği sakinleştiricileri belirlemeye çalışan bir psikologun deney hayvanısındır şimdi…. Mürekkep damlaları ve nesli tükenmiş hayvan şekilleriyle kaplı duvarı buruşturup atarsın kağıt misali…. Tanrının yarı baygın kobayı, hayatın kara lekesisin…. Zamanın seni çiğneyip tükürmesine izin vermeyecek kadar gururlu oluşundur sebep… Sen bir kara deliksin ve kafandaki kraterin çapı tahmin edemeyeceğin kadar büyük.. Kırmızı düz çizgiler var vücudunu 42 eşit parçaya bölen.. Her parçan ayrı bir saat diliminde yaşar….Ekvator çizgisi göbek deliğinden geçer ya da geçtiği varsayılır….alt bedenle üst bedenin arasında mevsim farklıdır…Üstün son yazı yaşarken altın ilk kışta debelenir…bahar hiç uğramaz bu coğrafyaya… İtiverirsin uzanan elleri…Yalnızlığını paylaşacaklarmış, güler geçersin…Ne de olsa yalnızlık kutsaldır ve her çağda kutsanmalıdır… Eflatun bir kara deliksin sen..İlk kışta turkuaz bir ölümle dirilmeli, her sabah yeniden ölmeli sonra her gece yalınlığı kutsamak adına kaldırmalısın uyuşuk bedenini…. Üzerindeki çiziklere aldırma…Hislerin yolunu bulması için kazılmış vadilerdir onlar… Dedik ya kara bir deliksin sen; çevrendeki hiçbir görüntüyü yutamayacak kadar kendi varlığını yutmakla meşgulsün.. 26 yorum var - 23 Haziran 2008 22:56Yazmak için hep bir bahane aradım. Bir şarkı duyup ya da bir kitabın öyküsüne kapılıp, kim bilir belki de bir filmin büyüsünde veyahut da şahit olduğum bir olayın sıradan görünen ilginçliğinde yazma isteği buldum….. Şimdi oturmuş bir ağaç dibinde neyi kime anlatıyorum tasası taşımadan konuşuyorum kendi kendimle…. Ağaca tünemiş güvercinin yanı başıma pislemesini umursamadan…En rahat anlarımı bir güvercinin pisliği yüzünden heba edemeyecek kadar çok seviyorum yazmayı… 34 yorum var - 19 Haziran 2008 19:04Bu yazının ortaya çıkmasında katkısından dolayı lostmentality ye teşekkür ederim.. senin olsun bu yazı sevgili lostmentality.. Kapıyı çekip çıkarken bir kez daha baktı duvarlara, camlara, masanın yanında duran küçük kavanoza, teki kaybolmuş terliğine, rafları dolduran kalın kitaplarına…. Tam kapıyı çekmek üzereyken en çok sevdiği şeyin yanında olmadığını fark etti…İçeri girmekten korktu ki zaten zorlukla çıkabilmişti..ama o olmadan giderse muhakkak almak için yarı yoldan dönecekti…Hadi artık karar ver dedi.. Vakit kaybıydı düşünmeye harcadığı her an… Komşusunun açık penceresinden gelen yemek kokusunu içine çekti….Galiba bu kokuyu özlemeyecekti, özlememişti hiçbir ayrılığında…. Osmanlı motifleriyle süslü duvar halısına takıldı gözü.. Yıllardır bu evde onunla yaşayan..Yatağın duvar tarafında olmayı sevdiği için, kavga etmeyi sevdiği için, sırtını dönüp uyur numarası yapmayı sevdiği için, uyuyor numarası yaparken bu halıyı seyrettiği için, gözünü kapattığında bile en ince ayrıntısına kadar hatırladığı için yokluğunu hissetmediği tek şey bu halı olmuştu.. Ellerinde kahve fincanı olan üç cariye karşılıklı gülmekteydi birbirine.. Çok keyifli bir sohbetin yanında içilen kahve gibi karanlıktı dışarısı..İçeride ise yanan gaz lambası ışığında üç cariye, ağızlarını örten incecik ipek örtülerin arkasından sarayın gizli haberlerini güya fısıldaşarak ama gülümseyerek birbirine aktarıyordu…Cariyelerden biri mor bir örtüyle kapatıyordu ağzını.. En çok onu severdi bu benzerlik yüzünden…. Saatine baktı, gece yarısı olmak üzereydi.. Biraz daha oyalanırsa gitmek için geç kalacaktı..Yatağın üzerinde onu gördü, her gidişinde geri dönmesini sağlayan şeyi..Acele etmeliydi..Hızlı adımlarla içeriye girdi ve yatağın üzerindeki anahtarı aldı.. En sevdiği şeyi..Ardına hiç bakmadan kapıyı çekti.. Her gece sigara almak için bakkala giderken yaşadığı bu duygu yoğunluğunu ne çok sevdiğini bir kez daha fark etti..Ellerini cebine sokup koşar adımlarla 200 metre ötedeki bakkala yöneldi.. 20 yorum var - 17 Haziran 2008 01:42Yaralı bir kız çocuğu, Bitlenince keserler ya çocukların saçını, Dedim ya yönünü şaşırmış, Kız titriyor korkudan, Kaçmalı buralardan, Küçüğün başına dokundum, |