YAZMIŞ BULUNDUM

21 yorum var - 3 gün önce

Şimdi ben diyorum ki müsait olduğum ilk zamanda kendimle anlamsız bir muhabbete girsem ve yerden yere vursam beni.. bir beni vursam yere bir de kendimi..
Yazasım var nice zamandır ama yalın olsun anlatacaklarım öyle ki herkesler anlasın bir çırpıda dillendirdiklerimi..
Sade yaşıyoruz aslında köy evindeki kırık kulplu fincanda içilen orta şekerli kahve misali..
Devasa boyutlu kupalarda içilen mide bozan bol kremalı üçü birarada kahvelere benziyoruz yaşananları dillendirmeye geldimi..
Dinle ben, ne diyorum sana yıllardır, söyle.. olur olmaz her söylenene üzme artık kendini..

Şimdi ben diyorum ki şöyle müsait bir anda ılık bir ananın kucağına atıversem kendimi….
Gözlerime bakınca aklımı başına getiren bir babadan okkalı bir tokat yemeli..
Minderleri yanyana koyup üstü açık bir ev inşa etmeli; oyuncak bebekleri yeni evime davet edip kırık su bardaklarıyla çay ikram etmeli..
Müsait olduğum ilk zamanda karşıma çıkan bir kedinin kuyruğuna basıp kaçışını izlemeli, gerekirse peşinden koşup, yakalayıp özür dilemeli…
Dinle ben, ne diyorum sana aylardır, söyle.. yuvaya hasret duyduğunda çekinmeden söylemeli…

Şimdi ben diyorum ki tüm saatleri atsam bir kenara ama zarar vermeden, kırmadan atıversem hepsini..
sonra müsait olduğum bir zamanda akreple yelkovanın yerini değiştirmeli ve patrona uyuyakaldığımı söylemeli..
Patronun öfkesini gördüğüm anda “sen beni kovamazsın, ben istifa ediyorum” deyip istediğimde artiz olabildiğimi göstermeli…
Işe gitme telaşı yaşamadan soluğu bir lunaparkta alıp gönlünce eğlenmeli.. ertesi gün patrona gidip “ben bir eşeklik ettim” dedikten sonra patronu yanaklarından öpmeli..
Dinle ben, ne diyorum sana günlerdir, söyle… zamanın nasıl dönek olduğu hep bilinmeli..

Şimdi ben diyorum ki müsait bir zamanda, öyle sıradan bir akşamüstü bir mezarlığın önünden gözlerimi kapayıp geçmeli….
Bildiğim tüm duaları okumaya çalışırken arapça bilmediğimi hatırlayıp korkudan altıma etmeli…
Tanımadığım bir evin önünde durup, zile basıp, “kim o” diyen kadına, “bir dost” deyip kaçıvermeli…
Müsait olduğum bir zamanda kendimi karşıma alıp, kendimden hesap sorabilmeli..
Dinle ben ne diyorum sana saatlerdir, söyle.. içinden geçenleri anlaşılma kaygısı gütmeden bir çırpıda yazıya dökmeli..

Şimdi ben diyorum ki hayat, müsait anlardan ibaret olabilmeli…

aferim49

REDD

6 yorum var - 20 Ağustos 2008 19:48

Çökerken imparatorluğun ihtişamı
bir kadının öfkesinden,
deliliğin haznesidir dolu olan inançla,
öfkenin dostudur inanç, yarenidir..
sırlar verilirken duvar deliklerinden,
kulaktan dudağa sızıverir meraklar..
kara büyüdür yapılan,
nefesi kesilir, sıkışır yüreği..
duvar delikleri saklar bu kez sırları..
mühürlenir dudaklar, tutulur diller..
öylesine güvenilmezdir ki
her dostlukta para sayıklar akıllar…
sevgililer öldürülür, bedenler kıymetsizleşir..
ölüm kendi gelirse sevilendir, yeğdir..
başka kollarda gözü açık kopmaktır kaderi çoğunun,
diz boyu sefillik bile unutturamaz..
çok çabuk yayılır sırlar burda,
masalmış gibi anlatılır..

öfke günceleri yazarmış bir adam,
her gün bir satır daha öfkelendiklerine..
gün gelmiş defter dolmuş, öfkelenecek yer kalmamış..,
okumuş adam yazdıklarını ve gülmüş…
ne boş şeylere vakit ayırdığına öfkelenmiş bu kez.
Kendine ayırmış son sayfayı, kendine öfkesini kusmuş..
Hatırlamaya çalıştıkları anlamsızlaşanlarmış..
Her gün biraz daha uzaklaşmış kökeninden,
Savaşından kopmuş, özünden kaçmış..
Imparatorluğu yıkan öfke,
Hayata bir ilmik atmış, kesip atmış zamanı..
Gömmüş defteri toprağa akşam karanlığında..
Sabah bir ağaç bitivermiş bahçede,
Gölgesi bedeninden büyükmüş..
Gölgesi öfkesinden büyükmüş…
Öfkesi ruhundan büyükmüş….

20 yorum var - 19 Temmuz 2008 20:55

Hiç anlamadığı bir dilden konuşuyordu adam, okuyamıyordu dudaklarını Nora, zaten anlasa da anlatamıyordu.. sadece dudaklarına bakardı insanların ama ondan da önce gözlere. Söylenenler duyulmadığında gözlere bakmak gerek..gözler ele verir mi duyguları?
Bazen, ama elbet birkaç ipucu bırakır görebilenlere…

Nora gülümsedi..adam bundan cesaret alarak konuşmaya devam etti, gülümseyişinden mutlak bir anlam çıkarmış olmalıydı…..elini kaldırdı Nora, dudaklarına götürdü, işaret parmağını burnunun ucundan yavaşça dudaklarına doğru kaydırdı ve iki dudağının arasında son verdi bu küçük gezintiye. hafifçe salladı parmağını sağa sola..

Adamın yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce daha net anlatması gerektiğini anladı. Cebinden bir kağıt çıkarıp
“bayım ben sağır ve dilsizim”
yazdı..
utanmış bir halde ayağa kalkan adam acıyan bakışlarına hakim olamayarak uzaklaştı..şaşkın suratlardan, acıyan gözlerden nefret ediyordu artık Nora.. kaçıncı mekandı bu terketmek zorunda kaldığı…. Şehrin farklı yerlerinde defalarca banklar seçmişti kendine ama her defasında düşüncesiz biri gelip acıyan bakışlarını üstüne çevirmişti….

Çantasından defterini çıkardı ve aceleci hamlelerle yazmaya başladı.. yazdığı her sayfayı defterden koparıp yere atıyor, sonra bir diğerine yazmaya başlıyordu.. rüzgar yoktu, her sayfa oturduğu bankın önünde birikiyordu.. yerdeki sayfalar çoğaldıkça nora’nın sakinleşmesi gerekti ama olmuyordu..

“ben dilsizim bayım”
“ben sağırım bayan”
“ben konuşamam bayan”
“ben konuşamam bayım, ben duyamam”

Kızgındı uzun zamandır, soluksuzdu, utanıyor ve artık şaşırmıyordu..ayağa kalkıp çevresine bakındı..tekmeler savurdu sayfalara..attığı hiçbir tekmenin muhatabı yoktu, nefretini yönelteceği kimse de..gözlerine sahip olmalıydı ve de aklına..çantasını alıp evine doğru yürümeye başladı..

Boştu bank, sayfalar vardı yerde, sayfaların üstünde ise çamurlu ayak izleri..kağıt getirmişti adam sayfalarca kağıt, anlatmak için Nora’ya… onu hep bu bankta gördüğünü.. hapisten çıktığı günden beri Nora’yı bu bankta izlediğini… onu sevdiğini….
kağıtları yere attı adam…. haftalar sonra konuşmak için cesaretini nasıl topladığını, hapiste geçen günlerin ilişkilerine nasıl da ket vurduğunu….. sonra Nora’ya anlatmak istediklerini..

Ertesi gün Nora şehrin başka bir bankına göç etti, kimsenin onu bakışlarıyla bir süre de olsa rahatsız edemeyeceği başka bir banka..

Adam bekledi Norayı ertesi gün, bir sonraki gün ve sonraki birkaç gün..
Nora başka bir bankta oturdu ertesi gün, bir sonraki gün ve daha sonraki birkaç gün…

18 yorum var - 11 Temmuz 2008 21:43

Kurgusu size ait çünkü öykü yok, ilişkinin bir geçmişi de..ortadan başlayıp sonlanmadan bitirildi ya da yarım kaldı..kadınla erkeğin bitmeyen kavgasına dair ya da sadece insana..

Çığlıklarla bezenmiş yine de sıradan olma çabasında bir gece.. nereden geldiği belli olmayan acı çığlıklar.. bir bebeğin ağlayışını ayırt etti kadın yarı çıplak halde bulunduğu yatakta.. yüzünü yastığa gömdü, nefes alışları hırıltıya dönüşmüştü şimdi; belli aralıklarla tekrar eden keskin hırıltılar.. adam ise hala pencereden dışarıyı seyretmekteydi sırtı odaya dönük, kadının dünyasına dönük..

- Gene o sesi mi duydun?
- Nasıl anladın?
- Sanırım bu kez ben de duydum..herhangi bir ses değil, ortak bir yankı bu..
- Ortak mı?
- Neden kadınlar hiç unutmaz?
- Neden erkekler hep unutur gibi yapar aslında çok iyi hatırladıklarını?
- Belki de acı vermeyi bu denli sevmenizdir sebep..
- Acı çekmeye bu kadar meyilli olmanızdır belki de gerçek..
- Oyun istemedim hiç özellikle de kelimelerle..

Sokakta bir fahişenin belalısıyla kavgasına şahit olur adam.. yine aynı fahişe, yine aynı adam ve bildik bir kavga..gece hala bilindik olma kaygısı taşımakta..

- Karşı oteldeki fahişe.. kavga ediyor her zamanki gibi.

Kadın yataktan kalkıp giyinmeye başlar..

- erken değil mi?
- ne kadar erken gidersem o kadar iyi değil mi?
- yine de fazla erken sanki, her zamankinden..bak fahişeler hala dışarıda..
- seni tanımasam endişelendiğini sanırdım benim için..
- bu kadar acımasız olma..
- erkeklere özgü duygu tavırları kadınlaştıramam asla..
- vazgeçtiğini sanmıştım..
- seni incitmekten mi? asla…buna alışman gerekti..madem yanımdasın..
- yine de her defasında… neyse..
- beni taksiye kadar götürür müsün?
- Korkuyor musun?
- Sadece bugün sokakta ayrılalım, veda öpüşünü kısa tutalım..ritüelimizi yarım bırakalım..alışkanlığa dönüşmesin yaşadıklarımız..

Adama hiç dokunmadan küçücük ruhsuz bir öpücük kondurur kadın, tam alt dudağına..adam ellerini ceplerine sokar, taksinin ardından kısa bir sure baktıktan sonra bir sigara yakar ve başka bir taksiye durması çin işaret yapar.

Hayatta olağanüstü olaylar pek görülmez. Vedalar kısadır ve ilişkiler dramatik şekilde sonlanmaz. Başlar ve biter. Yaşananlar kar kalır yanınızda ve yaşanmayanlar hep aklınızda..

nihayet engels dileğine kavuştu.. engels'e..

43 yorum var - 06 Temmuz 2008 18:41

Sabaha karşı tam uykuya dalmak üzereyken beynime giren dayanılmaz sancılardan sonra kimliksiz onlarca cümle doğurdum.. ardarda doğdular yine de hiçbiri birbirine benzemiyordu.. hemşire üstlerindeki kanları çabucak temizledi ve hepsini bir anda kucağıma verdi.. Bedeni kıpırdamayan sadece gözlerini hareket ettirebilen bir felçlinin şaşkın bakışlarına sahiptim çünkü hepsi de yaşıyordu ve o kadar canlıydılar ki heyecandan duvara yaslandım.. istemiyorum dedim korkuyla.. gün içinde uğradığım sayısız zihinsel tecavüzün ürünüydü onlar…

Yine de anne olmak güzel olmalıydı..
Bilmem, ben hiç anne olmadım..
Sadece yeni doğanlara yol açan bir tünel kazıcısı, elinde levye bir hapishane kaçkınıydım.

Bir anda yataktan fırladım, benim olmayan duyguları nüfusuma geçirmemdi istedikleri..
İstemiyorum diye bağırdım hemşireye 3 kez çığlık çığlığa..
İstemiyordum..

Elime geçirdiğim ilk nesneyi kapının camına fırlattım, kırıkların yerde dağılışını izledim..
Nasıl da biçimliydi her bir parça..
Gözüme kestirdiğim en büyük cam parçasını alıp boğazıma dayadım..
Eğer hepsini çarşafa sarıp camdan atmazsa boğazımı keseceğimi söyledim..
Bir an gözlerim yerdeki kan damlalarına takıldı, sonra karnımdan süzülen kanı gördüm..
Karnıma saplanmış parça, hiç acımıyordu ama..

Bunun adı korku olmalıydı; kendinden, doğurganlığından, heyecanından hatta soluğundan..
Garip dedim…

Yatakta beni bekleyen yarı kanlı her bir cümleyi görmek istiyordum şimdi; bir hamlede hepsini kucağıma alıp, cinsiyetlerine bakmadan onlara isim vermek; büyüdüklerinde hepsini bir tımarhaneye kapatıp her ayın ilk perşembesinde mor çiçeklerle ziyaretlerine gitmekti tek isteğim artık.

Olmadı, mor çiçekler çok pahalıydı ve ben perşembeleri çalışmak zorundaydım.

bu mor yazı senin renkli dünyana yazıldı...

34 yorum var - 02 Temmuz 2008 23:16

Taş plak dinlermiş gibiyim, hışırtılar arasında Ayten Alpman söylüyor: “kim bilir kim var yanında?” Sonra yine kendisi cevap veriyor: “o giderse bile ben varım yanında.” Ne var sanki, yalansa yalan..

Söz verdimi bir kere tutmak gerek; zaten sözden başka neyimiz var ki verilecek…Belki bir selam, 3-5 kuruş da borç.. Şimdi ödüyorum borcumu cümlelerle, tutuyorum bak sözümü..

Saatlerin güneşle belirlendiği, zamanın ışığa muhtaç olduğu; yakın sayılabilecek ama her daim uzak kalacak; el değmemiş ama fazlaca dolu insanla; iç içe ama içi hep dışıyla dolu; yüz yüze ama yüzü hep gökyüzüne doğru..

Bugün Simone de Beauvoir’ı gördüm otobüste. Anlatacaklarım vardı ona ama başını kaldırmadı sayfalardan.. Neyse dedim, zaten ben de otobüse hiç binmemiştim…

Duvarda çikolata lekesi vardı, kokladım gerçekten de çikolataydı ama ben bugün hiç çikolata yememiştim..

Tanımıyorum seni..Kimin çocuğusun sen, kimin annesi..

Okudukların sadece yankı yapıyor kulağında biliyorum…İstersen devam etme okumaya ama seni temin ederim bunlar anlamsız değil sadece parçalanmış paragraflar…

Yeni bir yüzyılın eşiğinde katıldığımız her şiir yarışmasında ikinci olmak kaderimiz…Tüh be yine ucundan kaçırdık..

Kadınlar vardı bir zamanlar, öylesine kırılgan, öylesine ağlamaklı; yarı açık göğüsleri gökyüzüne doğru sarkmış..

Sevgi değil istikrardı aradığımız…Evli kalmaya, inançlı olmaya, iyilik dilenmeye, beklemeye devam etmektir istikrar… Bir öpücüğün veremediği her şeydir istikrar…

“Benim kalbim bir kerhaneden daha çok odaya sahip, ricardo”.

Hayatımdan uzak durun, dokunmayın, her yerim kırılıyor..

Yaşlı insanlar aşk mektupları yazmaz, evlenmez sadece kırılır… Gençler de mektup yazmaz, ama onlar kırılmaz sadece dokunur..

Koklama sakın, bugün kırılmış bir kadın gibi kokuyorum ve bu koku geçmeyecek uzunca bir süre..

Minnie mouse’a

72 yorum var - 27 Haziran 2008 18:50

Yan yana yürüyen insanların beden ve hareketlerindeki paralelliğe dikkat ettiniz mi hiç?
Birliktelik benzerlik yaratır, yalnızlık ise özgünlük..
Yalnızlığın kıymetini en az benim kadar iyi bilen ye adanmıştır bu yazı..

Anlaşılmaz bir sancıyla açarsın gözünü güne.. Kıvranırsın olduğun yerde…. Midende değil sinir hücrelerindedir sancı… Tavana bakarsın uzunca bir süre ve tavan yavaşça alçalır üzerine doğru…. Her göz kırpışında biraz daha yakınlaştığını hissedersin ama bir tek bu yakınlaşma korku vermez sana….

Duvarlarda garip şekilli karartılar belirir…Hastasına vereceği sakinleştiricileri belirlemeye çalışan bir psikologun deney hayvanısındır şimdi…. Mürekkep damlaları ve nesli tükenmiş hayvan şekilleriyle kaplı duvarı buruşturup atarsın kağıt misali….
Nerde misin şimdi?
Bulunduğun yer tam olarak yalnızlığın dibi..

Tanrının yarı baygın kobayı, hayatın kara lekesisin…. Zamanın seni çiğneyip tükürmesine izin vermeyecek kadar gururlu oluşundur sebep… Sen bir kara deliksin ve kafandaki kraterin çapı tahmin edemeyeceğin kadar büyük..

Kırmızı düz çizgiler var vücudunu 42 eşit parçaya bölen.. Her parçan ayrı bir saat diliminde yaşar….Ekvator çizgisi göbek deliğinden geçer ya da geçtiği varsayılır….alt bedenle üst bedenin arasında mevsim farklıdır…Üstün son yazı yaşarken altın ilk kışta debelenir…bahar hiç uğramaz bu coğrafyaya…

İtiverirsin uzanan elleri…Yalnızlığını paylaşacaklarmış, güler geçersin…Ne de olsa ve her çağda kutsanmalıdır…

Eflatun bir kara deliksin sen..İlk kışta turkuaz bir ölümle dirilmeli, her sabah yeniden ölmeli sonra her gece yalınlığı kutsamak adına kaldırmalısın uyuşuk bedenini….

Üzerindeki çiziklere aldırma…Hislerin yolunu bulması için kazılmış vadilerdir onlar…

Dedik ya kara bir deliksin sen; çevrendeki hiçbir görüntüyü yutamayacak kadar kendi varlığını yutmakla meşgulsün..

26 yorum var - 23 Haziran 2008 22:56

Yazmak için hep bir bahane aradım. Bir şarkı duyup ya da bir kitabın öyküsüne kapılıp, kim bilir belki de bir filmin büyüsünde veyahut da şahit olduğum bir olayın sıradan görünen ilginçliğinde yazma isteği buldum…..
Elime kalemi aldığımda zorlanmadım hiç.. Aralıkları doğru seçtiğimde kelime krizlerine girmedim…
Ama mutlaka bir şarkıydı beni koparan çevremden.. Çevreyi dinlerken yazamazsın, en fazla izlersin bir süre sonra tıkayıp kulağını dış dünyaya, sende dillendirdiği sese kulak verirsin..
Kafiyeye takıldım, itiraf ediyorum bazen gereğinden çok.. Çarkına yandığım dünyanın dişlerine takılmadan bir halk ozanı edasıyla dökeyim dedim görüp de dikkat etmediklerimizi satırlarıma..
Beceremedim çoğu zaman.. Sıradanlaştım…
Tutarsız paragraflar, niyetsiz dizeler yazdım..
Eksiklik vardı ama neydi bulamadım… Bendeki, bana ait eksiği başkası belki görür sandım..
Gözlerimiz sadece şekil hatalarına takıldı..Takıldı gözlerimiz ve hep şekilde kaldı…

Şimdi oturmuş bir ağaç dibinde neyi kime anlatıyorum tasası taşımadan konuşuyorum kendi kendimle…. Ağaca tünemiş güvercinin yanı başıma pislemesini umursamadan…En rahat anlarımı bir güvercinin pisliği yüzünden heba edemeyecek kadar çok seviyorum yazmayı…
Çünkü her mevsim kabızlığı gidermenin tek yolu bu ve ben ez fazla 3 günde bir kabız olurum..

34 yorum var - 19 Haziran 2008 19:04

Bu yazının ortaya çıkmasında katkısından dolayı ye teşekkür ederim.. senin olsun bu yazı sevgili lostmentality..

Kapıyı çekip çıkarken bir kez daha baktı duvarlara, camlara, masanın yanında duran küçük kavanoza, teki kaybolmuş terliğine, rafları dolduran kalın kitaplarına….
En çok da okuyamadığı kitapları ardında bırakmaktan üzüntü duydu…. Döner belki geri kitaplarını özlerse….Mor ojelerini sürmüştü yine, en sevdiğini….Kırmızıyı halının kenarına bırakmıştı….
Giderken en sevdiklerini alırdı yanına. En sevdiği oje, kitap, ayakkabı, elbise, film, çakmak, toka, çorap, kalem ve defter.. En sevdikleri yanında olsun ki bıraktıklarını özlemesin..

Tam kapıyı çekmek üzereyken en çok sevdiği şeyin yanında olmadığını fark etti…İçeri girmekten korktu ki zaten zorlukla çıkabilmişti..ama o olmadan giderse muhakkak almak için yarı yoldan dönecekti…Hadi artık karar ver dedi.. Vakit kaybıydı düşünmeye harcadığı her an…

Komşusunun açık penceresinden gelen yemek kokusunu içine çekti….Galiba bu kokuyu özlemeyecekti, özlememişti hiçbir ayrılığında….

Osmanlı motifleriyle süslü duvar halısına takıldı gözü.. Yıllardır bu evde onunla yaşayan..Yatağın duvar tarafında olmayı sevdiği için, kavga etmeyi sevdiği için, sırtını dönüp uyur numarası yapmayı sevdiği için, uyuyor numarası yaparken bu halıyı seyrettiği için, gözünü kapattığında bile en ince ayrıntısına kadar hatırladığı için yokluğunu hissetmediği tek şey bu halı olmuştu..

Ellerinde kahve fincanı olan üç cariye karşılıklı gülmekteydi birbirine.. Çok keyifli bir sohbetin yanında içilen kahve gibi karanlıktı dışarısı..İçeride ise yanan gaz lambası ışığında üç cariye, ağızlarını örten incecik ipek örtülerin arkasından sarayın gizli haberlerini güya fısıldaşarak ama gülümseyerek birbirine aktarıyordu…Cariyelerden biri mor bir örtüyle kapatıyordu ağzını.. En çok onu severdi bu benzerlik yüzünden….

Saatine baktı, gece yarısı olmak üzereydi.. Biraz daha oyalanırsa gitmek için geç kalacaktı..Yatağın üzerinde onu gördü, her gidişinde geri dönmesini sağlayan şeyi..Acele etmeliydi..Hızlı adımlarla içeriye girdi ve yatağın üzerindeki anahtarı aldı.. En sevdiği şeyi..Ardına hiç bakmadan kapıyı çekti..

Her gece sigara almak için bakkala giderken yaşadığı bu duygu yoğunluğunu ne çok sevdiğini bir kez daha fark etti..Ellerini cebine sokup koşar adımlarla 200 metre ötedeki bakkala yöneldi..

20 yorum var - 17 Haziran 2008 01:42

Yaralı bir kız çocuğu,
Başından..
Kırmızı kanı alnında yer etmiş..
Yanındaki anne mi yoksa baba mı
Ayırt edemedim..

Bitlenince keserler ya çocukların saçını,
Eğri, büğrü ve özensiz..
Yanlış bir makas hamlesi,
Yönünü şaşırmazdı oysa ki..
Kızın saçına bitler gecekondu kurdu diye,
Annesi ya da babası almış eline makası..

Dedim ya yönünü şaşırmış,
Gözü dönmüş makas uçları..
Bakmayın öyle masum durduğuna,
Duruşu ancak değince kanatırmış
Makasın gözleri hala kana boyalı,
Ağlamaz çocuk,
Anladım annesi yanındaki..

Kız titriyor korkudan,
Sabit bakışları yere doğru yönelmiş.
Donup kalmış annesi,
Avuçlarında başı,
Makas tutar, yanar parmakları..

Kaçmalı buralardan,
Kimsenin anne olmadığı,
Çocuk doğurmadığı yerlere..
Kaçmalı paslı makaslar diyarına.
Paslı makasların hüküm sürdüğü,
Sivri uçların kanatmadığı dünyaya.

Küçüğün başına dokundum,
Eğilip öptüm alnındaki kanı..
Donuk bakışlı kadının elinden makası aldım.
Cinayet aletini,
Alıp çantamdan koydum içeri.

houseofholy hakkında:

şu an yaşadığı yer Ankara. kürk mantolu madonna olarak çalışıyor.